kitap onerileri

foto galeri

ava sirin ozgun kaleminden

uzmana sorun

Şizotipal Kişilik Bozukluğu Nedir?

Belirtileri:
• Referans hezeyanlarına dönüşmeyen referans fikirlerinin olması, yani kendisiyle ilgisiz olan olayların anlamlı bir şekilde onunla bağlantılı olduğunu düşünmesi,
• Alt kültürlerden bağımsız olarak ortaya çıkan ve davranışlarını etkilediğine inandığı tuhaf ve/veya sihirsel düşüncel er geliştirmesi (batıl inanışlar, telepati, altıncı his, çocuk ve gençlerde tuhaf hayaller ve uğraşılar gibi),
• Olağandışı algısal deneyimler yaşaması (örneğin bedensel illüzyonlardan söz etmesi, gölgeler ya da duvar kağıdı desenleri arasında insan figürleri gördüğünü söylemesi, ölen yakınlarının yanına geldiğini iddia etmesi, diğerlerinin düşüncelerini okuduğuna inanması gibi),
• Tuhaf bir düşünce ve konuşma şekli benimsemesi (örneğin belirsiz, bağlantısız, durumsal,metaforik, aşırı abartılı ya da stereotipik özellikte),
• Şüpheci ve paranoid fikirlere yönelmesi,
• Uygunsuz ve kısıtlı bir duygulanım göstermesi,
• Davranışlarının ve görünümünün tuhaf, eksantrik ve kendine özgü özellik taşım ası,
• Yakın arkadaşlarının olmayışı, bazı bir inci derecedeki akrabalarının dışında güven bağı kurduğu kimselerin bulunmayışı,
• Tanıdık ortamlarda dahi dozu düşmek bilmeyen ve kendisi hakkında negatif fikirler geliştirmekten ziyade diğerleri hakkında paranoid korkular içeren artmış bir sosyal endişe hali taşıması.
Halüsinasyon, hezeyan ve bağlantı kaybının olmayışı bu bozukluğu, şizofreniform bozukluk ve şizofreniden ayırır. Bozukluk, anksiyete karşısında, onu bertaraf etmek üzere geliştirilen bir çözüm yoludur adeta. ŞKB’da temel bilişsel inanç “Ben yalnızca kendi fikirlerimi dikkate almalıyım. Diğer kimselerden etkilenmemeli 4m” şeklindedir. Bu da eksantrik düşünme stratejisini yapılandırır.

Bu strateji yukarıda belirtilenin dışında şu varsayımlara dayanır:
• Korkutucu bir çevrede bir başınayım.
• Dünya tehlikeli bir yer olduğundan, her zaman için kendime dikkat etmeliyim.
• Her şeyin bir nedeni vardır. Hiç bir şey tesadüf değildir.
• Bazen hissettiklerim neler olacağının işaretidir.
• İlişki kurmak tehdit edici bir şeydir.
• Yetersizim.

Bu varsayımlar şu tip otomatik düşünceleri besleyebilir:
• Şu adam beni mi takıp ediyor?
• O ne düşünüyor biliyorum.
• Kötü bir şey olacağını hissediyorum.
• Onların beni sevmeyeceğini biliyorum.
• Onun içindeki şeytanı hissedebiliyorum.
• Sanki var değilim. Ölümüyüm yoksa?
• Geleceği bilebilirim. Altıncı hissim var.
Buraya kadar anlatılanlar özetlenecek olursa, ŞKB’da şu beş boyut da dikkatle ele alınmalıdır:

Yüksek Nörotisizm: Anksiyete, korku, ger ilim, kolay uyarılabilirlik, öfke, keder, ümitsizlik, suçluluk, utanç gibi kronik negatif duygular taşır. Yeme, içme, para harcama gibi dürtüsel hareketlerini eng ellemede güçlük çeker. Akılcı olmayan inançları vardır: Örneğin, gerçekdışı beklentiler taşır, kendisinden mükemmeli talep eder, her an kötümserdir, tıbbi temeli olmayan somatik yakınmaları vardır, duygusal destek ve karar almada çevresin e bağımlı ve çaresiz hisseder.

Düşük Dışadönüklük: Sosyal yalıtım ve ketlenme, utanma, kişilerarası ilişki ve destek ağı kuramama, düzleşmiş bir duygulanım hali, yaşamın eğlenceli ve keyifli yanlarından yoksun kalma, yeterli vasıfları taşısa dahi kendini kollama konusunda ya da aday olabileceği liderlik pozisyonları hakkında gönülsüzlük gösterme başlıca düşük dışadönüklük özellikleridir. Yüksek açıklık: Fantezi ve hayallerle yoğ un olarak uğraşması, günlük yaşamın pratikliğinden uzaklığı, eksantrik düşünmesi (hayaletlere, reenkarnasyona, UFO’lara inanması gibi), sınırlan belirsiz bir kimlik geliştirmesi ve değişken hedefler edinmesi, yüksek açıklık göstergeleridir. Etkilendiği dini gruplara aniden katılması, gece kabusları ya da değişen bil inç hallerine yatkınlık taşıması, sosyal ya da mesleki ilerlemesinin kesilmesi halinde sosyal uyumsuzluk göstermesi gibi özellikleri yüksek açıklığının örnekleri olabilir.

Düşük kabul: Şüpheci ve paranoid düşünmesi, arkadaşlara ve aileye güvenmemesi, kavgacı ve en ufak bir problemde tartışmaya hazır olması, sömürücü ve manupilatif davranması, yalan söylemesi,arkadaşlarını önemsemeyen tutum sergilemesi (ancak eleştiriye ve hatta eşinin davranışlarına karşı aşın duyarlık taşır), sosyal destek konusundaki sınırlılıkları, cemiyet kurallarına önem vermemesi ve hatta bu nedenle başının hukuken derde girmesi, kendini ulvi ve mağrur görmesi düşük kabul gerekçeleridir.

Yüksek vicdan: Aile, sosyal çevre ve kişisel meraklarını dışlayacak şekilde işkolik davrandığından yüksek başarı elde etmesi, titiz,düzenli, detaylara önem veren kompulsif tutumları, katı öz-disiplini, işleri bir kenara bırakıp da dinlenmeye vakit ayıramaması, kendiliğinden, program dışı olarak bir şeyler yapma konusunda isteksizliği ve ahlaki davranma konusundaki aşın hassasiyeti yüksek vicdan özellikleridir.
Tedavi sürecinde, danışanın işlevsel olmayan düşünce kalıplarını sorgulayabileceği ve onları değiştirme isteği taşıyacağı iyi bir terapötik ilişki kurmak önemlidir. Bun a rağmen danışan, terapi ödevlerini sağlıklı yapmayabilir.

Zira seanslar arasında danışan, yine izole ve fantezi yüklü dünyasına dönebilmektedir. Bu nedenle, tedavinin başlarında seansları sıklaştırmak yerinde bir karardır. Hatta, bu evrede danışanın terapistini her gün arayarak bağ kurması talep edilebilir. Kendine özgü davranış ve konuşma tarzı gösteren danış anın yavaş ilerlemesi olağandır. Ancak bu durum, terapist için zorlayıcı olabilir. Terapistin, hedeflerini kısıtlayabilmesi ve klasik bilişsel-davranışçı prosedürleri tedavi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirerek kullanabilmesi önemlidir. Terapistin danışanın duygusal değişimlerine ve uygunsuz davranışlarına karşı uyanık olması beklenir. Danışan, yalnız dünyasında terapistine aşırı bağlanabilir. Bu noktada, terapist terapi ilişkisinin sınırlarını danış ana tekrarlı olarak öğretmekle yükümlüdür. Danışanla birlikte üstesinden gelme- bilen gerçekçi beklentiler, yaşamdan alın an keyfi arttıracaktır. Zaten, bunun ötesinde, daha anlamlı olabileceği iddia edilebilecek olan bir terapi hedefi başkaca ne olabilir ki?