kitap onerileri

foto galeri

ava sirin ozgun kaleminden

uzmana sorun

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu

Psikiyatrik sınıflandırmanın geçmişi boyunca, birbirini izleyen bazı geçici tanılar görülmektedir. Bizlerden biri, bu sorunu açıkça örnekleyen, uzun-süreü bir yataklı kliniği yakından tanımaktadır. Orada çalıştığı 25 yıl boyunca, neredeyse tüm hastalara "psödonevrotik şizofreni" tanısı konulmuştur. Yıllar sonra kliniğin sorumlusu değişmiş, "Sınırda Kişilik Bozukluğu" gözde tanı haline gelmiştir. Bir kaç yıl sonra çark biraz daha ilerlemiş, tüm hastalar "atipik depresyon" tanısı almaya başlamışlardır. Kliniğin bu günlerde "Çoğul Kişilik Bozukluğu" ve "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" hastalarıyla dolu olması şaşırtıcı değildir. Biz yakında çoğunun "Erişkin Dikkat Eksikliği Bozukluğu" tanısı almasını beklemekteyiz. Gerçekten de bu birimde tedavi edilen hastalar yıllar boyu aynı kalmışlar, yalnızca tanı etiketleri değişmiştir.

Olgu Sunumu: Çoğul Kişilik Bozukluğuymuş

Bayan M. 26 yaşında, bekar, intihar girişimi nedeniyle hastaneye kaldırılmış bir kadındır. Uzun süreli psikiyatrik tedavi öyküsü bulunmaktadır. Değerlendirme sonucunda, tipik sınırda kişilik bozukluğu belirtileri gösterdiği bulunmuştur. Kendi kimliğine karşı nefret ve belirsizlik duymakta, başkalarıyla geçinememekte, asla uyum sağlayamadığını düşünmekte ve arkadaş edinmekte güçlük çekmektedir. Bunu yanında, Bayan M. çok zeki ve yaratıcı biridir, bir çok dergide şiirleri yayınlanmıştır, ilişkileri aşın tutkulu ve yoğundur. Sıklıkla kendisini ve çevresindekileri, ölçüsüz duygulanyla korkutmaktadır.

Bayan M. kendisini ilk kez 15 yaşındayken, sınıf balosuna gidecek bir kavalye bulamadığında keserek yaralamıştır. Aradan geçen yıllar boyunca kendi bedenine sayısız kereler zarar vermiştir. Geç ergenlik döneminden itibaren, aralannda LSD, PCP ve kokainin de bulunduğu madde kötüye kullanımı olmuştur. Aşın dozla iki kez intihar girişiminde bulunmuş, bunlardan birinde entübe edilmesi ve iki hafta hastanede kalması gerekmiştir. İntihar girişimi ya da kendi bedenine zarar verme düşünceleri nedeniyle, 3 haftadan 3 aya dek değişen sürelerde, en az 10 kez hastaneye yatırılmıştır. Aralarında Sınırda Kişilik Bozukluğu ve Bipolar Bozukluk'un da bulunduğu bir çok psikiyatrik tanı almıştır. Gördüğü tedavilerden hiçbiri etkili olmamıştır.

Bu gelişinden yaklaşık bir buçuk yıl önceki bir yatışmda Bayan M., Çoğul Kişilik Bozukluğu olan başka bir hastayla karşılaşmış ve bu bozukluğun kendi belirtilerini de karşıladığına karar vermiştir. Popüler basında ve psikiyatri literatüründe Çoğul Kişilik Bozukluğu hakkındakİ kitap ve makaleleri doymak bilmeden, bir solukta okumuştur. Bu alanda uzman olduğu belirtilen bir klin- isyenin gözetiminde tedaviye başlamış, haftalar sonra hekim tarafından üç ayrı kişilik keşfedilmiştir: Jane, sessiz ve baskılanmış; Alice, çok saldırgan ve Delores, cinsel olarak baştan çıkaran. Bayan M. gittikçe farklı kişiliklerinin değişik yönlerini keşfetmeye daha fazla dalmış, yıl sonunda terapistiyle birlikte 12 ayn kişiliği ortaya çıkarmışlardır. Kişiliklerinin birinin belleğinde kalanlara göre, Bayan M. küçük bir çocukken babası ve olasılıkla amcası tarafından cinsel tacize uğramıştır, ancak bundan çok emin değildir. Takip eden yıl boyunca 55 kişilik daha ortaya çıkmıştır. Son intihar girişimlerinden birini, yalnızca kendini öldürmeye çalışırken, ötekilere zarar vermeyi engelleyemeyen bir kişiliğine mal etmektedir.

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu İçin Ayırıcı Tanı Kılavuzu

DSM-IV'te bu durumun adı, bir Kişilik Bozukluğu'ndan çok kimlik ve bellekteki bozuklukları yansıtan belirtileri daha iyi tanımlamak amacıyla, Çoğul Kişilik Bozukluğu'ndan Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu'na değiştirilmiştir. Çoğul Kişilik Bozukluğu resmi psikiyatrik sınıflandırmaya İlk olarak DSM- III ile girmiştir. Kullanılmaya başlanmasından bu yana bozukluğun tanısı Birleşik Devletlerde belirgin olarak artmıştır. Bu artış iki şekilde yorumlanabilir. Bazı hekimler Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu'nun eskiden atlandığını ya da Psikotik ya da Bipolar Bozukluk olarak yanlış tanımlandığını düşünmektedirler. Bu klinisyenler, tanının (ve çocukluktaki cinsel istismarın etiyolojideki yerinin) ruh sağlığı uzmanlarınca daha çok bilinmesinin, bu bozukluğun daha erken ve doğru tanınmasına yol açtığına inanmaktadırlar. Ancak, başka bir çok klinisyen bu bozukluğun tanısının, (hatta bazen iyatrojenik olarak) telkine yatkın hastalarda olduğundan daha fazla konulduğunu düşünmektedirler. Bu klinisyenler daha önce farkına varılmamış "değişikliklerin" saptanmasına ve görüşülmesine yönelik çabaların dissosiyasyonu, tedavi etmek yerine, çoğaltacağına inanmaktadırlar.

Son dönemlerde, karşılaşılan bir çok hastanın Çoğul Kişilik Bozukluğu olduğunu söylediği görülmektedir.

Hastalar başka hastalardan yeni belirtiler öğrenmektedirler. Bayan M. kişilikler arası sıkıntıları, zayıf özgüveni ve kararsız kimliğini açıklamak için çabalayan, açıkça mutsuz ve yaratıcı bir kadındır. Kendisinin "çoğul" olduğunu, hastanede aynı keşfi yapmış biriyle tanıştıktan sonra "keşfetmiştir". Psikolojik çelişkileri "kendi çoğul kişiliklerinin" arasındaki savaştan kaynaklanmakta olduğu yönünde popüler olan bu olguyu kendine uydurması kısa sürmüştür.